Kategoriler
BİYOGRAFİ

SAKIP SABANCI

7 Nisan 1933 tarihinde Kayseri’nin Akçakaya köyünde fakir bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi.Çok genç yaşlarda, Bossa Un Fabrikası’nda veznedarlıkla iş hayatına başladı. Sırasıyla, çiftlik müdürü ve Bossa Tekstil İşletmesi Müdürü oldu. Babasının 1966 yılında vefatından sonra kurulan Sabancı Holding’in yönetim Kurulu Başkanlığı’na getirildi. Halen bu görevi yanında Holding’e bağlı çok sayıda kuruluşun Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı ve Murahhas Üyeliklerini yapmaktadır.1964 yılından itibaren, 25 yıl müddetle Adana ve Kocaeli Sanayi Odaları, Türkiye Sanayi ve Ticaret Odaları Birliği üyeliği ve başkanlığı yaptı. Muhtelif vakıflarda çeşitli zamanlarda görevler üstlendi.1986 yılında Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği TÜSİAD’ın Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı üstlenen Sakıp Sabancı, 1987-1990 yılları arasında Yüksek İştişare Konseyi Başkanlığını yaptı. Son dönemlerde sosyal ve kültürel içerikli çalışmalara yoğun zaman ayıran Sabancı, Türkiye’nin 52 yerleşim merkezinde 111 kalıcı eğitim, sağlık,spor ve kültür tesisi meydana getiren Hacı Ömer Sabancı Vakfı’nın başkanıdır.Sakıp Sabancı evli ve üç çocuk babasıdır..

1933 – 7 Nisan 1933 tarihinde Hacı Ömer Sabancı (1906-1966) ve Sadıka Sabancı (1910-1988)’nın ikinci çocuğu olarak Kayseri’nin Akçakaya köyünde doğdu. Kardeşleri İhsan (1931-1979), Hacı (1935-1998), Şevket, Erol ve Özdemir (1941-1996) Sabancı’dır.

1948 – AKBANK’da 25 lira aylıkla “stajyer memur” olarak çalışmaya başladı. Bankada yazı makinesi, hesap makinesi kullanmayı, tahsil fişi, tediye fişi ve makbuz kesmeyi öğrendi.
İlk kez İstanbul’a geldi, Sirkeci’deki Özipek Palas Oteli’nde kaldı.

1950 – Üç yıl üstüste zatürre hastalığı geçirmesi nedeni ile liseyi bitiremeden okuldan ayrıldı ve aynı yıl kurulan BOSSA Un Fabrikası’nda veznedar oldu, maaşı 50 liraya çıktı.

1955 – BOSSA Un Fabrikası’na ticaret müdürü oldu. Aynı yıl ikinci el Pontiac marka beyaz spor bir otomobil satın aldı.

1957 – Teyzesinin kızı Türkan Civelek ile BOSSA fabrikasının bahçesinde yapılan bir düğün töreni ile evlendi. BOSSA tekstil fabrikasında Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapmaya başladı.

1964 – Büyük kızı Dilek dünyaya geldi. Adana Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı oldu.

1966 – Babası Hacı Ömer Sabancı İstanbul’da vefat etti. Aynı yıl Türkiye’deki ilk poliester elyaf ve iplik fabrikası SASA kuruldu.

1967 – Kardeşleriyle birlikte HACI ÖMER SABANCI HOLDİNG A.Ş.’yi kurarak Yönetim Kurulu Başkanı oldu.
Topluluk şirketlerinden ilk olarak Akçimento hisse senetleri halka arz edildi.

1970 – İkinci çocuğu Metin dünyaya geldi.Zihinsel özürlü olarak dünyaya gelen Metin Sabancı’nın tedavisi için Amerika ve Avrupa’da pekçok hastane ve doktora başvuruldu. Tamamen iyileşme olanağı olmayan bu hastalıktan muzdarip pekçok gence yardım için 1976 yılında Erol Sabancı Spastik Çocuklar Tedavi ve Eğitim Merkezi ile 1996 yılında Metin Sabancı Spastik Çocuklar ve Gençler Eğitim Üretim ve Rehabilitasyon Merkezi kuruldu.

1973 – Küçük kızı Sevil dünyaya geldi.

1974 – O dönemler Sabancı Holding Genel Koordinatörü olarak görev yapan Türkiye Cumhuriyeti eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ısrarı üzerine Sabancı Holding İstanbul’a taşındı. Anne Sadıka Sabancı’nın bütün malvarlığını bağışlaması ve Sabancı kardeşlerin katkılarıyla Hacı Ömer Sabancı Vakfı VAKSA kuruldu. Vakıf bugün, toplam 53 yerleşim merkezinde 112 kalıcı esere sahip, Türkiye’nin en büyük aile vakfıdır.
İzmit Köseköy’de LASSA (BRİSA) kuruldu.

1981 – Türk sermayesi ile yurtdışındaki ilk banka AKINTERNATIONAL BANK ( Sabancı Bank Plc.) Londra’da kuruldu.
Amerika’da Houston’da ilk kez kalp kapakçığı ameliyatı oldu.

1984 – İlk onursal doktorası Eskişehir Anadolu Universitesi tarafından verildi.
İsveç’te, Stockholm’de Uluslararası Ticaret Odası Kongresi’nde Türkiye’yi temsil etti.

1985 – ABD eski Başkanı Jimmy Carter ve eşi, Sakıp ve Türkan Sabancı’yı Emirgan’daki evlerinde ziyaret etti.
Türk ekonomisindeki gelişmeleri, Avrupa’daki uluslararası firmaların ve bankaların temsilcileri ile Türkiye ile iş yapan İsviçre bankaları ve İsviçre firmalarının temsilcilerine aktarmak amacıyla İsviçre-Türk Derneği’nin Cenevre’de düzenlediği toplantıya konuşmacı olarak katıldı.
“İşte Hayatım” isimli ilk kitabı yayınlandı.
Mimar Sinan konusunda Fransa’nın ünlü Sorbonne Üniversitesi’nde konferans verdi.

1986 – TÜSİAD’ın Yönetim Kurulu Başkanı oldu.

1987 – Şimdi Belçika Kralı olan Prens Albert İstanbul’a gelerek, Sakıp Sabancı’ya Emirgan’daki evi Atlı Köşk’te “Belçika Kraliyet Nişanı” takdim etti.
Sabancı ve DuPont ortaklığıyla ilk yüzde 50/50 “joint venture” şirket DUSA kuruldu.
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı oldu.
Sakıp Sabancı ve eşi, ABD Başkanı Ronald Reagan ve eşini Beyaz Saray’da ziyaret etti.

1988 – Sakıp Sabancı ve eşi, ABD Başkanı Ronald Reagan ve eşini Beyaz Saray’da ikinci kez ziyaret etti.

1989 – Babası Hacı Ömer Sabancı zamanında toplanmaya başlanan Resim ve Hat koleksiyonlarının sergilenmesi için SSCB Kültür Bakanlığı’nın daveti üzerine Moskova’da bir sergi açıldı. Bu sergi, sonraki yıllarda dünyanın en önemli müzelerinde segilenecek “Altın Harfler: Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nden Osmanlı Hat-Resim Koleksiyonu Sergisi” için bir mihenk taşı oldu.
Amerika’da Houston’da ikinci kez kalp ameliyatı oldu.

1992 – Japon hükümeti tarafından Sakıp Sabancı’ya “Kutsal Hazine Altın ve Gümüş Yıldız Nişanı” takdim edildi.

1993 – 1988 yılında temeli atılan SABANCI CENTER açıldı.

1994 -Japon Toyota ve Mitsui ile yüzde 50/50 ortak olarak Türk otomotiv sanayiine yeni bir pencere açacak TOYOTASA fabrikası Adapazarı’nda açıldı.

1996 – Kardeşi Özdemir Sabancı elim bir saldırıda hayatını kaybetti.

1997 – Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından “Devlet Üstün Hizmet Madalyası” ile onurlandırıldı.
Dünyaca ünlü gıda devi Fransız Danone ile yüzde 50-50 ortaklıkla DANONESA kuruldu. Fransız Hipermarket zinciri Carrefour ve Sabancı ortaklığı ile CARREFOURSA Hipermarket Zinciri kuruldu.

1998 – “Altın Harfler: Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nden Osmanlı Hat-Resim Koleksiyonu Sergisi” New York’ta Metropolitan Müzesi’nde sergilendi. Böylece Metropolitan Müzesi’nde sergilenen ilk özel koleksiyon ünvanına sahip oldu.
Du Pont firması ile ortaklaşa Arjantin ve Brezilya’daki endüstriyel iplik ve kord bezi fabrikaları satın alındı.
Kardeşi Hacı Sabancı vefat etti.

1999 – 170 Milyon dolarlık yatırımla, Türk eğitimine yeni bir soluk getirmesi hedeflenen SABANCI ÜNİVERSİTESİ İstanbul’da açıldı.
Çukurova Üniversitesi tarafından onbirinci onursal doktorası takdim edildi.

2000 – “Altın Harfler: Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nden Osmanlı Hat-Resim Koleksiyonu Sergisi” Paris’te Louvre Müzesi’nde sergilendi.

2001 – Sabancı ve DuPont’un yüzde 50-50 ortaklığıyla 4 kıtada toplam 16 fabrika ile faaliyet gösteren DUPONTSA ve DUSA INTERNATIONAL şirketleri kuruldu.

Sakıp Sabancı ve ailesi ABD Başkanı Bill Clinton’ın davetlisi olarak Beyaz Saray’a gittiler.

Fransız Hükümeti,”Altın Harfler” koleksiyonunun Louvre Müzesi’nde sergilenmesini gerçekleştirerek Fransız-Türk kültür ilişkilerine yaptığı katkılar ve Fransa’nın önde gelen şirketlerinden Danone, Carrefour ve BNP ile sürdürdüğü başarılı ortaklıklarından dolayı, Elysée Sarayı’nda yapılan törenle, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından Sakıp Sabancı’ya “Légion d’honneur” şeref nişanı takdim edildi.

Sakıp Sabancı öldü

Hacı Ömer Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sakıp Sabancı, 10 Nisan 2004 tarihinde tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. 12 Nisan 2004 tarihinde Devlet töreniyle defnedilen Sakıp Sabancı’nın cenazesine, iş, siyaset ve sanat dünyasının temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

Kategoriler
BİYOGRAFİ

BARIŞ MANÇO

2 Ocak 1943 tarihinde İstanbul´da doğdu. Sahnelerle ilk kez 1958 yılında Galatasaray Lisesi´nde öğrenciyken tanıştı. Galatasaray Lisesi´ni bitirdikten sonra yüksek öğrenimini tamamlamak için Belçika´daki ‘Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi´ne gitti.

Grubu ‘Kurtalan Ekspres’ ile beraber Türkiye´de ve yurtdışında birçok ülkede konserler verdi. Yaptığı 200´den fazla beste sayesinde 12 altın ve 1 platin albüm kazandı. Ayrıca bu besteler Arapça, Japonca, Farsça, İngilizce ve Fransızca gibi birçok dile çevrilerek farklı sanatçılar tarafından yorumlandı.

Manço´nun şarkıcı ve besteci kişiliği, sunucu ve program yapımcısı kişiliğiyle de birleşerek ortaya herkesin çok sevdiği ‘Barış Manço’ çıktı. Ekranların en sevilen eğlence ve kültür programlarından biri olan ‘7´den 77´ye’, ilk olarak 1988 yılında TRT1´de yayınlanmaya başladı.

‘Türkiye´nin Evliyası’ lakabını da kazanan sanatçının, ‘Barış Manço Live In Japan’ (1996) adlı albümü, Japonya´daki konserinin canlı kayıtlarının olduğu bir albüm. Bu albümün özelliği, Manço´nun bizlere veda etmeden önce yayınladığı son albüm olmasıydı. 31 Ocak 1999 tarihinde İstanbul’da öldü.

DİSKOGRAFİ:
Dünden Bugüne (1971)
Barış Manço 2023 (1975)
Ben Bilirim (Sakla Samanı Gelir Zamanı) (1976)
Barış Mancho (1976)
Sarı Çizmeli Mehmet Ağa (Yeni Bir Gün) (1979)
20. Sanat Yılı Disco Manço (1980)
Sözüm Meclisten Dışarı (1981)
Estağfurullah Ne Haddimize (1983)
24 Ayar Manço (1985)
Değmesin Yağlı Boya (1986)
Sahibinden İhtiyaç (1988)
Darısı Başınıza (1989)
Mega Manço (1992)
Müsadenizle Çocuklar (1995)
Live In Japan (1996)
Mançoloji (1999)
Barış Manço 2000 (2000)

ÖDÜLLERİ:

Türkiye Cumhuriyeti: Devlet Sanatçısı – Ankara (1991)
Hacettepe Üniversitesi: Onursal Doktora- Ankara (1991)
Soka Üniversitesi: Uluslararasi Kültür ve Barış Ödülü- Tokyo, Japonya (1991)
Belçika Krallığı: Leopold II Sövalyesi Nisani Brüksel- Belçika (1992)
Fransiz Kültür Bakanlığı: Edebiyat ve Sanat şövalyesi Nisani Paris, Fransa (1992)
Türkmenistan Cumhurbaşkanlığı: Türkmen Vatandasligi Askabat, Türkmenistan (1995)
Pamukkale Universitesi: Onursal Doktora- Denizli (1995)
Min-On Vakfı: Yüksek Şeref Madalyası Tokyo, Japonya (1995)

Kategoriler
BİYOGRAFİ

ADİLE NAŞİT

17 Haziran 1930 tarihinde İstanbul’da doğdu. Asıl adı Adile Keskiner’dir. Tiyatro oyuncusu Amelya Hanım ile ünlü komedyen Naşit’in kızıdır. Babasının ölümü üzerine, öğrenimini yarım bıraktı. 1944 yılında, İstanbul Şehir Tiyatrosu Çocuk Tiyatrosu’na girdi. Herşeyden Biraz oyunuyla sahneye çıktı. Aynı yıl Halide Pişkin’in grubuyla İstanbul’da turneye çıktı. Daha sonra Muammer Karaca’nın tiyatrosuna girdi. 1948’den 1951 yılına kadar, komedi oyuncuları Aziz Basmacı ve Vahi Öz’le birlikte kurdukları toplulukta çalıştı. 1948 yılında, Lüküs Hayat filmiyle, sinema oyunculuğuna başladı. 1950’de, kendisi gibi tiyatrocu olan Ziya Keskiner ile evlendi. 1954’te yeniden Muammer Karaca Tiyatrosu’na döndü ve 1960’a kadar çalıştı. 1961’de, eşi Zİya Keskiner ve abisi Selim Naşit Özcan ile birlikte, Naşit Tiyatrosu’nu kurdu. Bu topluluğun dağılmasından sonra 1963’te girdiği Gazanfer Özcan-Gönül Ülkü tiyatrosunda, 1975’e kadar aralıksız olarak çalıştı.

Sinemaya ikinci ve asıl girişini, 1970’lerde yaptı. 1976’da İşte Hayat adlı filmdeki rolüyle, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandı. Bu, Türk sinemasında, ‘star’ olmayan bir baş oyuncunun, kazandığı ilk ödüldü. Hababam Sınıfı filmlerinin bir çoğunda, müstahdem kadın rolüyle yeraldı ve buradaki oyunculuğuyla büyük beğeni kazandı. 1978’de Uluslararası Sanat Gösterileri’nin tiyatro ve müzikallerinde rol almaya başladı. 1981 yılında TRT televizyonunda Uykudan Önce isimli bir çocuk programı yaptı. Bu programda anlattığı masallar ve öykülerle, çocukların gönlünde taht kurdu. Gerek sinema filmlerinde, gerekse oyunlarda, basit, saf, iyi yürekli kadın tiplemesini başarıyla oynadı. 11 Aralık 1987’de İstanbul’da öldü.

HABER

Adile Naşit’in eşi Cemal İnce vefat etti
1 Temmuz 2015

Naşit’in eşi Cemal İnce, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

Alınan bilgilere göre, yaşadığı üriner ve emboli rahatsızlıkları sonrasında sağlık durumu kötüleşen Cemal İnce, Edremit Devlet Hastanesi’nde tedavi görüyordu. Dahiliye servisinde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayan Cemal İnce, saat 15.00 sıralarında vefat etti. İnce’nin ölümü sevenlerini üzdü. Adile Naşit’in eşi Kore Gazisi Cemal İnce’nin cenazesinin memleketi Balıkesir’in Gömeç ilçesinde yarın düzenlenecek cenaze töreniyle toprağa verileceği öğrenildi.

Adile Naşit, eşi Ziya Keskiner’in Temmuz 1982’deki ölümünden sonra 16 Eylül 1983’te Cemal İnce ile evlendi.

Kategoriler
BİYOGRAFİ

NAZIM HİKMET RAN

1902 yılında Selanik’te doğdu. İlköğrenimini İstanbul’da Göztepe Taşmektep, Galatasaray Lisesi ilk bölümü (1914) ve Nişantaşı Numune Mektebi’nde tamamladı. Orta öğrenimi Heybeliada Bahriye Mektebi’nda yaptı (1918). Bahriye’yi bitirdikten sonra, Hamidiye Kruvazörü’ne stajyer güverte subayı olarak verildi. Bir gece nöbetinde üşütüp zatülcem oldu (1919). Sağlığını kazanamayınca, askerlikten çürüğe çıkarıldı (1920).

Millî Mücadele’ye katılmak üzere Anadolu’ya geçti. Bolu Lisesi’nde kısa bir süre öğretmenlik yaptı (1921). Rus devrimiyle ilgilendi. Bir süre sonra Batum’dan Moskova’ya gitti. Doğu Üniversitesi’nde ekonomi ve toplumbilim okudu (1922-1924). Yurda dönüşünden sonra Aydınlık dergisine katıldı. Burada çıkan şiirlerinden dolayı, hakkında mahkumiyet kararı verildiğini öğrenince, yeniden Rusya’ya kaçtı. Af çıkması üzerine Türkiye’ye döndü. Bir süre Hopa Cezaevi’nde tutuklu kaldı (1928).

Daha sonra İstanbul’a yerleşti. Çeşitli gazetelerde ve film stüdyolarında çalıştı. İlk şiir kitaplarını çıkardı ve oyunlarını yazdı (1928-1932). Bir ara yine tutuklandı. Cumhuriyet’in 10. yılı dolayısıyla çıkarılan af yasasıyla serbest bırakıldı.

Akşam, Son Posta ve Tan gazetelerinde ‘Orhan Selim’ takma adıyla fıkra yazarlığı ve başyazarlık yaptı (1933).

Kara Harp Okulu öğrencileri arasında propaganda yaptığı iddiasıyla yargılandı. Harp Okulu, Askeri Mahkemesi’nce 15 yıl, ardından Donanma içinde faaliyette bulunduğu iddiasıyla da Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nce 20 yıl olmak üzere toplam 35 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cezası Türk Ceza Kanunu’nun 68 ve 77 maddeleri uyarınca, 28 yıl dört aya indirildi (1938).

Demokrat Parti’nin iktidara gelmesinden sonra çıkarılan af yasası (1950) kapsamına alınması için açılan büyük bir kampanya başlatıldı. Bu arada hapishanede açlık grevine başladı. Sonunda geri kalan cezası affedildi.

Serbest bırakıldıktan sonra hakkında askerlik kararı alındı. 50 yaşında, çok zor durumda kaldı. Kız kardeşinin kocası Refik Erduran’ın yardımıyla bir motorla Karadeniz’de seyreden Romanya bandıralı bir gemiye binerek Türkiye’den kaçtı. Bundan sonraki hayatı, baskı altında ve zorunlu Sovyet propogandası yapmakla geçmiştir. 3 Haziran 1963 tarihinde Moskova’da öldü.

YAZI HAYATI

Nâzım Hikmet, hece vezniyle yazdığı ilk şiirlerini Yeni Mecmua, İnci, Ümit ve Celal Sahir (Erozan)’ın çıkardığı Birinci Kitap, İkinci Kitap vb. dergilerinde yayımladı. “Bir Dakika” adlı şiiriyle, Alemdar gazetesinin açtığı yarışmada, birincilik kazandı (1920). Daha sonra Aydınlık, Resimli Ay, Hareket, Resimli Herşey, Her Ay gibi dergilerde yazdı. Cezaevine girdikten sonra, yıllarca yayın yapamadı. Ancak, 1940’lı yıllarda, Yeni Edebiyat, Ses, Gün, Yürüyüş, Yığın, Baştan, Barış gibi dergilerde İbrahim Sabri, Mazhar Lütfi takma adlarıyla ya da imzasız olarak bazı şiirleri çıktı. Kuvâyı Milliye Destanı İzmir’de Havadis gazetesinde tefrika edildi (1949). Destanı, Yön dergisi yayınlayarak (1965) Nâzım Hikmet’i yeniden okurlara ulaştırdı.

ESERLERİ:

ŞİİR:
835 Satır, Jokond ile Si-Ya-U, Varan 3, 1+1=1 (Nail V. ile), Sesini Kaybeden Şehir, Benerci Kendini Niçin Öldürdü , Gece Gelen Telgraf, Taranta Babu’ya Mektuplar, Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı, Kurtuluş Savaşı Destanı, Saat 21-22 Şiirleri, Memleketimden İnsan Manzaraları, Rubailer, Dört Hapishaneden, Yeni Şiirler, Son Şiirleri. OYUN: Kafatası, Bir Ölü Evi Yahut Merhumun Hanesi, Unutulan Adam, İnek , Ferhat ile Şirin, Enayi, Sabahat, Yusuf ile Menofis, İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu ? ROMAN: Kan Konuşmaz, Yeşil Elmalar, Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim.

YAZILAR:
İt Ürür Kervan Yürür (Orhan Selim takma adıyla), Alman Faşizmi ve Irkçılığı, Milli Gurur, Sovyet Demokrasisi.

MEKTUPLAR:
Kemal Tahir’e Hapishaneden Mektuplar, Cezaevinden Memet Fuat’a Mektuplar, Bursa Cezaevinden Vâ-Nû’lara Mektuplar, Nâzım’ın Bilinmeyen Mektupları (Adalet Cimcoz’la Mektuplar, Haz. Ş. Kurdakul), Piraye’ye Mektuplar.

MASAL:
La Fontaine’den Masallar (Ahmet Oğuz Saruhan adıyla), Sevdalı Bulut.

HAKKINDA YAZILANLAR

Nazım Hikmet’in Aşkları
Sevdayım Tepeden Tırnağa
A.Emin Karaca
Gendaş Kültür / Araştırma-İnceleme Dizisi

Nazım Hikmet’in yaşamında kadınların büyük ve önemli yerinin tanığı çocukluk ve gençlik arkadaşı Vala Nurettin, şu saptamayı yapıyor: “Aslında, Nazım monogamdı. Birini severse -iyice severse- ona sadık kalmak isterdi. Sevemediği sıralarda da, sevilecek birini daldan dala arardı. Bunu bilinçle mi, içgüdüsüyle mi, can sıkıntısıyla mı yapardı? Daha ziyade kadınların ayartma çabasına kurban gittiğini, tanıdığım kadınların sözlü ve yazılı itiraflarından öğrenmiş bulunuyorum.” “Nazım Hikmet’in Aşkları” ünlü şairin Nüzhet, Piraye, Münevver, Vera ile evliliklerini, Dr. Lena, Semiha Berksoy, Doktor Galina ve diğer kadınlarla birlikteliklerini; öncesi, sonrası ve yaşanmışlıklarıyla, sevda yüklü dizelerle sarmalanmış olarak bir araya getiriyor. Ayrıca, Nazım Hikmet’in “dayı kızı” Münevver Hanım’la yaşadığı aşk yüzünden çıkan, Adnan Cemgil’in ve Yalçın Küçük’ün Emin Karaca ile polemikleri de kitapta yer alıyor.

Boğaz’daki Aşiret
Mahmut Çetin
Biyografi Net Yayınları

“Boğaz’daki Aşiret” başlığı ister istemez “Boğaz Neresi” ve “Aşiret Kim” sorularını akla getiriyor. Evet Boğaz, bildiğimiz Boğaziçi. Genelde kırsal kesimle alakalı bir kavram olan aşiret kelimesi ise Boğaziçi”nde bir kast oluşturan büyükçe bir ailenin tarihini anlatırken hassaten seçildi. Bir sülale tarihi diyebileceğimiz Boğaz’daki Aşiret yer yer Türk Solu tarihi, yer yer de
Batılılaşma Tarihi’nin belirli dönemlerini resmediyor. Aileler arasında evliliklerle kurulan bağların, sanata, ticarete, eğitime, bürokrasiye ve giderek bir yabancılaşma zihniyeti şeklinde hayata nasıl yansıdığı eserdeki ipuçları yardımıyla daha iyi görülecektir zannediyoruz.

Boğaz’daki Aşiret, dört büyük ailenin birbirleriyle irtibatından oluşur. Eser bu sebeple dört bölüm olmuştur. Aile büyüklerinin asıl isimleri seçilerek de Konstantin’in Çocukarı, Detrois’in Çocukları, Sotori’nin Çocukları, Topal Osman Paşa – Namık Kemal kanadı bölümleri ortaya çıktı.

Boğaz’daki Aşiret! şenlikli bir kitap. Ali Fuat Cebesoy’dan Nazım Hikmet’e, Oktay Rifat’tan Refik Erduran’a, Rasih Nuri İleri’den Ali Ekrem Bolayır’a, Zeki Baştımar’dan Sabahattin Ali’ye, Numan Menemencioğlu’ndan Abidin Dino’ya uzanan ilginç akrabalık zinciri. Polonez, Hırvat, Alman, Macar ve Rum kökenli meşhurların, yerlilerle evliliklerinden oluşan “Boğaz’daki Aşiret”in, batılılaşma tarihinde oynadığı roller…

Kimlerin kimlikleri, Çıldırtan çizelgelerle soyağaçları. Ve dipnotlar! Onlar hiç bu kadar sevimli olmamışlardır.

Kategoriler
BİYOGRAFİ

TARKAN

17 Ekim 1972 tarihinde Almanya’nın Frankfurt yakınlarındaki Alzey kasabasında doğdu. 6 çocuklu ailenin beşinci çocuğu. Almanya’da bir süre yaşadıktan sonra ailesiyle Türkiye’ye döndü. Karamürsel Lisesi’nde bitirdi. Müzik eğitimini, Karamürsel Musiki Cemiyeti ve ardından da Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde aldı. Basın tarafından Megastar olarak nitelendirildi.

ALBÜMLERİ:
•1992: Yine Sensiz
•1994: Aacayipsin
•1997: Ölürüm Sana
•1998: Tarkan
•2001: Karma
•2006: Come Closer
•2008: Metamorfoz
•2009: Gelenek

HAKKINDA YAZILANLAR

MHP’li Mehmet Gül bir gol daha yedi
Sabah 20 Nisan 2001

Tarkan’a eşcinsel dediği için parti yönetimine şikayet edilen Gül, baltayı taşa vurmuş: Tarkan ülkücü aydın Dr. Fethi Tevetoğlu’nun kardeşinin torunu çıktı. MHP İstanbul milletvekili Mehmet Gül’ün, “Eşcinsel olmasaydı da başka türlü olsaydı, daha çok severdim” dediği ünlü şarkıcı Tarkan (Tevetoğlu), “ırkçı ve turancı” olduğu iddiasıyla 1944 yılında Alparslan Türkeş ve Nihal Atsız’la birlikte yargılanan eylemci ve radikal ülkücü Doktor Üsteğmen Fethi Tevetoğlu’nun akrabası çıktı. Tarkan, Fethi Bey’in erkek kardeşinin torunu.

SAZAK’A ŞİKAYET
İlk golü Tarkan’ın eşcinsel olduğunu iddia ederek Gül atmıştı. Bu sözlere öfkelenen Tarkan, “Mehmet Gül ismindeki vekili nefretle kınıyorum. Onunla yargı önünde hesaplaşacağım” demişti. Bu arada MHP’nin Eskişehir Merkez İlçe Başkanı Muhammet Tevetoğlu’nun Tarkan’ın amcasının oğlu olduğu ortaya çıkmıştı. M. Tevetoğlu, “Tarkan bunu haketmedi” demiş ve soluğu Ankara’da alarak, Gül’ü, MHP Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Sazak’a şikayet etmişti.

Böylece durum 1-1 olmuştu. Derken bir bomba daha gündeme düştü: Tarkan, eski tüfek ülkücülerden Fethi Tevetoğlu’nun yakın akrabasıydı.

Fethi Tevetoğlu 1944 yılında ‘ırkçı ve turancı’ olduğu iddiasıyla yargılanan ve 11 ay da hapis yatmış bir ülkücüydü. Alparslan Türkeş’in kızı Prof.Dr. Umay Türkeş, Tevetoğlu’nu yakından tanıyan isimlerin başında geliyor. “Fethi Bey, Türk milliyetçi hareketinin çok önemli bir simasıydı” diyen Prof.Türkeş, Fethi Tevetoğlu hakkında şunları söyledi:

BİLİM ADAMI
“Çok kibar biriydi. Türkçe’yi kusursuz kullanırdı. Cumhuriyet aydınıydı. 1944’te hapse girene kadar ‘Kopuz’ adında bir dergi çıkartmıştı. Hekimdi. Hatta tıbbi tedavi yöntemleriyle ilgili buluşları da bulunuyordu. 1960’larda Adalet Partisi’nden hem Samsun milletvekili, hem de Samsun Senatörü seçilmişti. ‘Türkiye’de Sosyalist ve Komunist Akımlar’ ve ‘Atatürk’le Samsun’a Çıkanlar’ adında önemli kitapları vardı.”

TORUNU DEĞİL
Tarkan’la Fethi Tevetoğlu arasındaki akraba bağına da açıklık getirdi: “Fethi Bey’in Samsun’daki akrabalarıyla da konuştum. Tarkan, Fethi Tevetoğlu’nun torunu değil; Fethi Beyin kardeşinin torunu.”

Sonuç olarak sık sık töreden ve büyüklere saygıdan söz açan Mehmet Gül bu kez de tarihten bir gol yiyor ve 2-1 yenik duruma düşüyordu.

Kategoriler
BİYOGRAFİ

ZEKİ MÜREN

6 Aralık 1931 tarihinde Bursa’da doğdu. Bursa’da başladığı orta öğrenimini İstanbul’da Boğaziçi Lisesi’nde tamamladı. İstanbul’da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin Yüksek Süsleme Bölümü Sabih Gözen atölyesinden mezun oldu. Desen çalışmalarını öğrencilik yıllarından başlayarak pekçok kez sergiledi.

Zeki Müren, Bursa’da tamburi İzzet Gerçeker’den aldığı solfej ve usul dersleriyle musiki bilgileri öğrenmeye başladı. 1949’da, Boğaziçi Lisesi’nde okurken Agopos Efendi (sinema yönetmeni ve senaryo yazan Arşavir Alyanak’ın babası) ile udi Kirkor’dan aldığı derslerle de musiki eğitimini sürdü. Daha sonra, fasıl musikisini iyi bilen ve geniş bir repertuvarı olan Şerif İçli’den çeşitli eserler meşk etti; Refik Fersan’dan, Sadi Işılay’dan, Kadri Şençalar’dan yararlandı.

1950’de sınavla İstanbul Radyosu’na girdi. İstanbul Radyosu’nda 1951’de, canlı olarak yayımlanan bir programda ilk radyo konserini verdi ve bu konseri çok beğenildi. Bundan sonra Türkiye radyolarında düzenli olarak okumaya başladı. Radyo programları on beş yıl sürdü, bunların çoğu canlı yayın programlarıydı. Müren bundan sonra kendini daha çok sahne ve plak çalışmalarına verdi.

Zeki Müren 600’ü aşkın plak, kaset, CD doldurdu. Plağa okuduğu ilk şarkı Şükrü Tunar’ın “Bir muhabbet kuşu” güfteli şarkısıdır. Müren 1955’te, “Manolyam” adlı şarkısıyla Türkiye’de ilk kez verilen Altın Plak Ödülü’nü kazandı. Zeki Müren Türkiye’de en çok konser veren ses sanatçısıdır. Bir yılda yüz konser verdiği dönemler olmuştur.
İki yüz dolayında şarkı besteledi. On yedi yaşındayken bestelediği “Zehretme hayatı bana cânânım” mısraıyla başlayan acemkürdi şarkı bestelediği ilk şarkıdır. “Şimdi uzaklardasın gönül hicranla doldu” (suzinâk), “Manolyam” (kürdilihicazkâr), “Bir demet yasemen” (nihavend), “Gözlerinin içine başka hayal girmesin” (nihavend) güfteli şarkıları sık sık okunan, en sevilen şarkılarıdır.

Zeki Müren 1954’te Beklenen Şarkı adlı filmde sinema oyunculuğuna başladı. Büyük bir ticari başarı kazanan bu filmden sonra şarkılarının çoğunu kendisinin bestelediği on sekiz filmde daha oynadı. 1955’te de Arena Tiyatrosu’nca sahneye koyulan Çay ve Sempati adlı oyunda da baş roldeki oyuncuydu. Ayrıca ‘Bıldırcın Yağmuru’ isimli bir şiir kitabı da vardır.

Zeki Müren kalp rahatsızlığı ve şeker hastalığı yüzünden 1980’den sonra sahne hayatından ve musikiden uzaklaştı. Bodrum’daki evine kapandı, münzevi bir hayat yaşadı. 24 Eylül 1996 Çarşamba günü, TRT İzmir Televizyonu’nda kendisi için düzenlenen tören sırasında geçirdiği kalp krizi sonucu öldü. Mezarı, doğum yeri olan Bursa’da Emir Sultan Mezarlığındadır.

Kategoriler
BİYOGRAFİ

ŞENER ŞEN

26 Aralık 1941 tarihinde, o zamanlar marangozluk yapan ünlü oyuncu Ali Şen’in oğlu olarak Adana’da dünyaya geldi. Sanat hayatına İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrolarında sahneye çıkarak başladı. Babası gibi sinema sanatçısı olmak istemeyen Şener Şen, kendisini tiyatro oyunculuğuna adadı. Radyo tiyatrolarında da oynadı[1]. Ancak tiyatrodan elde ettiği kazanç yetmediği için sinemaya girmek zorunda kaldı. Dublajdan tanıdığı yönetmenlere, “Figüran olarak beni de çağırın. Ama bir şartım var, yevmiyemi o gün alayım” der.[kaynak belirtilmeli]

Sinemaya ilk adım attığı yıllarda figüranlık dahil her işi yaptı. Beş yıl boyunca – bazı filmlerde sadece dans etmek veya başrol oyuncusundan dayak yemek gibi- küçük rolerde yer aldı. Kariyerinde dönüm noktası 1975 yılında Ertem Eğilmez’in filmi Hababam Sınıfı’ndaki ‘’Badi Ekrem’’ tiplemesi oldu. Aynı filmde İnek Şaban tiplemesi ile ün yapan Kemal Sunal ile müthiş bir ikili oluşturdu ve o yıllarda büyük gişe hasılatı yapan Süt Kardeşler, Şabanoğlu Şaban, Tosun Paşa, Kibar Feyzo, Çöpçüler Kralı ve Davaro gibi filmlerde oynadı.

Şener Şen, 1984’e kadar yardımcı roller oynadı. O dönemde Anadolu piyasasına hâkim olan işletmecilerin, Arzu Film ve Ertem Eğilmez’e yaptıkları baskı sonucunda artık başrollerde oynaması gündeme gelir. Ancak o güne kadar özellikle Kemal Sunal ve İlyas Salman’la birlikte yaptığı filmlerde oynadığı uyanık, üçkâğıtçı, sahtekâr, dolandırıcı tiplemeleri canlandırmış olan Şen bu kez halkın istediğini yapmamayı seçti. “Onların istediği filmi yapmam, başrol oynayacaksam kendi istediğim filmi yaparım” diyerek Başar Sabuncu’nun Namuslu filminde ilk kez başrole çıktı.[kaynak belirtilmeli] Filmde canlandırdığı Ali Rıza Bey karakteri işine son derece bağlı bir mutemettir. Bu nedenle çevresindekilerce hor görülür. Zimmetine para geçirdiği söylentileri ortalığa yayılınca itibar görür ve el üstünde tutulmaya başlar. Ertem Eğilmez’in bu film için ona “Eğer bu film tutmazsa senin hayatın başlarken biter. Bir daha bir fırsat yakalayamazsın. Ama öbürünü seçersen yılda beş, altı film yaparsın, para da kazanırsın” demesine rağmen, Namuslu o yılın en iyi iş yapan filmleri arasına girdi ve Şener Şen’in sinema kariyerindeki ikinci perde açıldı.

Namuslu filmiyle üçkağıtçı, sahtekar karakterleri canlandırmaktan sıyrılan Şener Şen artık iyi, insanları kandırmayan, saf, temiz yürekli karakterleri canlandırmaya başladı. Nesli Çölgeçen’in Züğürt Ağa ‘sında saf bir köy ağasını, Milyarder’de piyangodan büyük ikramiye kazanan istasyon şefini, Muhsin Bey ‘de şöhret olmak isteyen bir gence yardım eden organizatörü başarı ile oynadı. Bu yıllarda moda olan müzikallerde de gözüktü.

Ertem Eğilmez’in son filmi olan ve Türk sinema seyircisinin sinema önlerinde uzun kuyruklar oluşturduğu taşlamalarla dolu Arabesk filminde Müjde Ar ile başrolleri paylaştı. 1996’da ise Türk sinemasında bir devrim yaratan “Eşkıya” filminde Uğur Yücel ile birlikte oynadı. Yavuz Turgul’un senaryosunu yazdığı ve yönettiği bu film Türk sinema sektöründe o dönem için bir rekor kırarak ve 2,5 milyonu aşkın seyirciyi sinemalara çekti.

Gaziantepli kebap üstadı Ali Haydar’ı canlandırdığı İkinci Bahar (1998-2001) dizisinde diğer başrol oyuncusu Hanım adlı Trakyalı bir mezeciyi canlandıran Türkan Şoray’dı.

Yönetmenliğini Yavuz Turgul’un yaptığı Gönül Yarası (2005) filmindeki emekli öğretmen Nazım rolüyle 42. Altın Portakal Film Festivali’nde ‘En İyi Erkek Oyuncu ödülü’nü kazandı.Senaryolarını Yavuz Turgul’un yazdığı, “nesli tükenen bir kabadayıyı” canlandırdığı Kabadayı (2007) ile başrollerini Çetin Tekindor ve Cem Yılmaz’la paylaştığı Av Mevsimi (2010) en son rol aldığı filmler olmuştur. Şen, 2015 yılında Aygaz Otogaz reklamıyla ekranlara geri dönmüştür.

Kategoriler
BİYOGRAFİ

KEMAL SUNAL

1944 yılında İstanbul’da doğdu. Vefa Lisesi’nden mezun oldu. Sanat hayatı, “Zoraki Tabip” adlı tiyatro oyunuyla başladı. 1 yıl kadar Kenterler Tiyatrosu’nda çalıştıktan sonra Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nda görev aldı. 1973 yılında Ertem Eğilmez’in yönettiği bir filmle sinemaya adımını attı ve kalabalık kadrolu filmlerde rol almaya başladı.

Türk sinemasında başta İnek Şaban tiplemesi olmak üzere canlandırdığı pek çok tiple sevenlerinin kalbinde taht kuran Kemal Sunal, 7’den 70’e herkesin sevgisini kazandı.

Türk sinemasının en büyük komedyenlerinden biri olan Sunal, peşpeşe çevirdiği filmlerle ticari açıdan büyük başarı kazandı. Filimlerde çoğu zaman saf,sansli ama iyi yurekli karakterlerin rollerine girdi.1974 yılında evlendi. Ali ve Ezo adlarında, biri kız diğeri erkek iki çocuğu oldu. 1977’de Antalya Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü alan Sunal, oyunculuğu ve özellikle değişik tiplemesiyle Türk sinemasında komedi oyunculuğuna yeni bir soluk getirdi. 1990’lı yıllardan itibaren filmleri kesintisiz olarak televizyonlarda yayımlanmaya başladı; ama kendisi bu gösterimlerden hiç para kazanmadı.

12 Eylül öncesi dönemde yarım bıraktığı üniversiteyi, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümünü’nden mezun olarak 1995 yılında bitirdi ve yüksek lisans yapmaya başladı. Hayatı boyunca toplam 82 filmde rol aldı. 3 Temmuz 2000 tarihinde Balalayka adlı filmin çekimlerine başlamak için Trabzon’a gitmek üzere bindiği uçakta kalkıştan hemen önce geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumdu.

Sinema filmleri
•Propaganda (1999)
•Varyemez (1991)
•Koltuk Belası (1990)
•Boynu Bükük Küheylan (1990)
•Abuk Sabuk Bir Film (1990)
•Zehir Hafiye (1989)
•Talih Kuşu (1989)
•Gülen Adam (1989)
•Sevimli Hırsız (1988)
•Uyanık Gazeteci (1988)
•Polizei (1988)
•İnatçı (1988)
•Öğretmen (1988)
•Düttürü Dünya (1988)
•Bıçkın (1988)
•Yakışıklı (1987)
•Kiracı (1987)
•Yoksul (1986)
•Tarzan Rıfkı (1986)
•Japon İşi (1987)
•Garip (1986)
•Deli Deli Küpeli (1986)
•Davacı (1986)
•Şendul Şaban (1985)
•Şaban Papuçu Yarım (1985)
•Sosyete Şaban (1985)
•Gurbetçi Şaban (1985)
•Katma Değer Şaban (1985)
•Keriz (1985)
•Atla Gel Şaban (1984)
•Ortadirek Şaban (1984)
•Postacı (1984)
•Şabaniye (1984)
•Tokatçı (1983)
•Kılıbık (1983)
•En Büyük Şaban (1983)
•Çarıklı Milyoner (1983)
•Yedi Bela Hüsnü (1982)
•Doktor Civanım (1982)
•Üç Kağıtçı (1981)
•Kanlı Nigar (1981)
•Davaro (1981)
•Zübük (1980)
•Gol Kralı (1980)
•Gerzek Şaban (1980)
•Devlet Kuşu (1980)
•Korkusuz Korkak (1979)
•Umudumuz Şaban (1979)
•Şark Bülbülü (1979)
•Dokunmayın Şabanıma (1979)
•Bekçiler Kralı (1979)
•Yüz Numaralı Adam (1978)
•Kibar Feyzo (1978)
•İyi Aile Çocuğu (1978)
•Köşeyi Dönen Adam (1978)
•İnek Şaban (1978)
•Avanak Apti (1978)
•Şabanoğlu Şaban (1977)
•Sakar Şakir (1977)
•Hababam Sınıfı Tatilde (1977)
•Çöpçüler Kralı (1977)
•İbo Güllüşah İle İbo (1977)
•Tosun Paşa (1976)
•Süt Kardeşler (1976)
•Meraklı Köfteci (1976)
•Kapıcılar Kralı (1976)
•Sahte Kabadayı (1976)
•Hababam Sınıfı Uyanıyor (1976)
•Şaşkın Damat (1975)
•Hanzo (1975)
•Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı (1975)
•Hababam Sınıfı (1975)
•Köyden İndim Şehire (1974)
•Salako (1974)
•Salak Milyoner (1974)
•Mavi Boncuk (1974)
•Hasret (1974)
•Canım Kardeşim (1973)
•Oh Olsun (1973)
•Güllü Geliyor Güllü (1973)
•Yalancı Yarim (1973)
•Tatlı Dillim (1972)
•Televizyon dizileri
•Bay Kamber (1996)
•Şaban İle Şirin (1995)
•Şaban Askerde (1993)
•Saygılar Bizden (1992)

Tiyatro oyunları
•Zoraki Takip

Aldığı ödüller
•1977: 14. Antalya Film Şenliği, En İyi Erkek Oyuncu, Kapıcılar Kralı
•1998: 35. Antalya Film Şenliği, Yaşam Boyu Onur Ödülü, Kapıcılar Kralı
•1989: 2. Ankara Film Şenliği, En İyi Erkek Oyuncu, Düttürü Dünya
x

(Kendi kaleminden)
“1944’de İstanbul’da doğdum. Lise son sınıftayken felsefe öğretmenim Belkıs Balkır, elimden tuttuğu gibi beni Müşfik Kenter’e teslim etti. Bu arada üniversiteye başladım. Bir süre sonra turneler nedeni ile öğrenimime ara vermek zorunda kaldım. Kent Oyuncuları’ndan sonra sırasıyla Ulvi Uraz Tiyatrosu, Ayfer Feray Tiyatrosu ve en son Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nda oynadım. 1972 yılında Ertem Eğilmez’in beni beğenip seçmesiyle sinemaya adımımı attım. Özel televizyonların yaygınlaşması üzerine diziler yaptım. Bu sıralarda da üniversiteyi bitirmeyi ve böylece gençlere örnek olmayı kafama koymuştum. Çünkü Türkiye’nin okuyan insana ihtiyacı vardı. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV ve Sinema Bölümü’nü 1995 yılında bitirdim. Bu da yetmez deyip yüksek lisans öğrenimimi de tamamladıktan sonra tez müddetim başladı. Bundan sonra da çok özlediğim tiyatroyu ve sinemayı birlikte yapmayı planlıyorum…”

Kaynak:Radikal 4 Temmuz 2000b